BLOGU TASIDIK!

Yeni adresimiz:

hadi!
Bu yayına verilen bağlantılar

Esip gürleme sırası sizde!



Bu yayına verilen bağlantılar

Başparmağı yanmayan adam!

Bir sürü Kreatif Direktör var ortalıkta biliyoruz. Kimi ünlü şanlı kimi şöhretli kimi sessiz kimi sakin. Bir de bizim Kreatif Direktörümüz var. Bir tane... Lafı daha fazla uzatmayalım. O yokken gittik odasına, tahtaya bir sürü şey yazdık, fotoğrafını çektik. Bir de ona sürpriz olsun diye küçük bir video hazırladık.

başparmağı yanmayan adam! izlesene.com
Hem ironik hem romantik isimli Kreatif Direktörümüz Özgür Doğan'a sevgilerimizle... (Nerden çıktı şimdi bu diyorsanız. Öyle içimizden geldi. Ne bir yıldönümü ne de paha biçilmez bir konkur sonrası...)









Bu yayına verilen bağlantılar

İyi iş ne? iki

Kaldığımız yerden devam ediyoruz. İyi iş, müşterinin satın aldığı iş midir? Yoksa reklamcının beğendiği iş midir?

İrlandalı yiğit reklamcı Ogilvy der ki, SATMIYORSA, YARATICI DEĞİLDİR. (If it doesn't sell, it isn't creative.) Bizim Türkiyeli dandik reklamcılar birçok şeyi anladıkları gibi bunu da tersten anlarlar. MÜŞTERİNİN SATIN ALMADIĞI ŞEY, YARATICI DEĞİLDİR. Sadece Ogilvy’nin değil, Highlander babasının bile kemiklerini sızlatacak bir yorum. Ogilvy’nin demek istediği açık ve nettir. Yaratıcı iş yapın, mutlaka satacaksınızdır. Hatta işin içine biraz da matematik katarsak, Ogilvy’nin önermesini mantığa uyarlarsak, Ogilvy’nin demek istediği şudur: YARATICIYSA SATAR!

Müşteri cephesinde ihtiyaçlar ve bakış açısı farklılık gösterse de, temelde eğer müşteriniz reklamveren değilse; İŞTEN ANLAMAZ. Peki müşteriyle reklamveren arasındaki ayrım nasıl yapılır? Basittir, müşteri REKLAMIN HER DERDE DEVA olduğunu düşünür; reklamveren, reklamın PAZARLAMANIN BİR PARÇASI VE EN ZAYIF PARÇASI olduğunu bilir. Bunun içindir ki, reklamverenler ETKİLİ, VURUCU, FARKLI reklamları tercih ederler, çünkü reklamın zayıf gücünün ancak böyle bertaraf edilebileceğini bilirler. Tersine, müşteri reklama o kadar bel bağlamıştır ki, her şeyi orada anlatmaya çalışır.

En başta söylediğimiz şeye geri dönelim. İyi iş nedir? Müşterinin satın aldığı mı, reklamcının beğendiği mi? Yanıt Ogilvy’den geldi zaten, ama ben yine de tekrarlayayım, iyi iş etkili, yaratıcı, farklı iştir. İyi iş, ürünü sattıran, dikkat çeken, farkedilen reklamdır.

Peki Özgür, şu senin beğenmediğin Calgon reklamlarına ne diyeceksin? Hani elinde çamaşır makinesi reziztansıyla korku filmini anımsatan reklamlara?

Calgon’dan Hitchcock’a, korkulan reklamlar!

Calgon’un satış rakamları aldı yürüdü, demek ki Calgon reklamları yaratıcı... Ne güzel bir başlangıç ve ne kötü bir son. Üçüncü bölüme hoş geldiniz!

Özgür Doğan
Creative Director
Bu yayına verilen bağlantılar

iyi iş nedir?

Reklamcılıkta bu soru herkesin merakına mazhar olmus bir sorudur. Bu işin bir cetveli, kenarda tuttuğu kilogramları, gramları yoktur. Bir işin iyiliğini ölçerek, tartarak, biçerek belirleyemezsiniz.

Onun içindir ki reklamcılık mevzuu futbol mevzuu gibidir. Messi şahane bir futbolcu mudur acaba sorusunun yanıtı herkese göre değişir çünkü herkes en az bir kez top sektirmiştir. Keza şiirde de benzeri, vahim ve dahi derbeder bir durum yaşanır. Herkesin eli kalem tuttuğu için ve herkes gençliğinde en az bir kez (at most once) şiir yazdığı için size "2. yeniler mi, onları hiç beğenmiyorum, hele hele şu İlhan Berk'i hiç gözüm tutmadı" diyebilir.
Reklam da, futbol ve siyaset gibi hayatın içinde durduğu ve oradan beslendiği için; herkesin hasbelkader bir yorumu vardır iş hakkında. Bir de bunun üstüne reklamın ölçülemez (yanıt veremez daha doğru olur.) oluşunu koyarsanız -ki bu konuda John Philip Jones odalar dolusu makale yazmıştır- bizim işin iyi mi kötü mü olduğu durumu keşmekeşe döner.

Bir de müşteri kısmısı vardır. Onlar için iyi işin ne olduğunu bilmek mümkün değildir. Çünkü pazarlama dediğiniz şey kişiseldir. Kişisel mi?

Çalıştığınız markanın başında kim varsa onun kişisel beğenileri devreye girer, işi beğenme konusunda. Bu da işin başka bir yönü.

Peki iyi iş nedir?
Aslında hem John Philip Jones hem de Claude Hopkins buna benzeri yanıtlar vermişler.

1. Intrinsically likeable (Kendiliğinden, doğası gereği sempatik olan. Buradaki sempatiklik ya da sevimlilik şirinlik ya da hoşluk değil. Bud Light reklamlarını hatırlayın, çoğu şirin değil ama sempatik.)
2. Visual rather than verbal (Yazıdan çok görsele dayalı olan.)
3. Rational letter-Emotional envelope (Rasyonel mektubunu-vaadini-, duygusal bir zarfa koyup, postaya o şekilde veren)

Şimdi elinize işlerinizi alın ve bu 3 kurala uyup uymadığına bakın. Genelgeçer kanı şudur ki: İyi iş, müşterinin satın aldığı iştir. Esas yanılgı da budur. Bu yanılgı üzerine şahane fikirlerimi gelecek programda sizinle paylaşacağım. (Hatta ajansın türkçesi bozuk kalıbıyla, gelecek programda sizinle "paylaşıyor olacağım".)

Özgür Doğan
Creative Director
Bu yayına verilen bağlantılar

Yeditepe Üniversitesi, Kariyer Günleri´ndeydik!

17 Mart'ta, Yeditepe Üniversitesi öğrencileriyle Kariyer Günleri etkinliği dolayısıyla Yeşil Salon'da buluştuk :) Biz anlattık, onlar dinledirler. Sonra onlar sordu, biz cevapladık... O kadar çoktular ki bizleri şaşırttılar ama çok mutlu ettiler.
Yeditepe Üniversitesi'ne, kariyer günlerinde görev alan ve bize eşlik eden herkese teşekkür ediyoruz. Bizler için çok güzel bir deneyim oldu.
Bu yayına verilen bağlantılar

Ebru Ertureten'in Turkishtime röportajını merak edenler...

Bu yayına verilen bağlantılar

Capital Dergisi'nde yayınlanmış Vagabond Academy ile ilgili bir haber!

Bu yayına verilen bağlantılar

Çarşamba çarşamba olacak iş mi?

Efenim belki bilmiyorsunuz, sizi hemen bilgilendirelim. Biz her çarşamba ajans olarak toplantı odasında toplaşıp bir mevzuuyu tartışıyoruz.

Bu toplantılar çarşamba olduğu için, biz buna kısaca ÇART diyoruz, ingilizcesi CHART. Genelde bu toplantılar o veya bu nedenden dolayı çarşambaları gerçekleşmiyor, perşembeye, o da olmadı cumaya erteliyoruz. Mottosu da aşağıda gördüğünz gibi. (Uzun süreden beri ilk kez gün isimlerini küçük harfle yazıyorum, yeni tdk'yi kendime kerteriz aldığım için heyecanlıyım.)
Bu yayına verilen bağlantılar

FİYAPI için hazırladığımız Kadınlar Günü çalışması


Reklam Veren: FİYAPI
Yaratıcı Yönetmen: Özgür Doğan
Sanat Yönetmeni: Özlem Peker
Reklam Yazarı: Meltem Özdemir
Marka Yöneticisi: Kerem Yalçın
Müşteri İlişkileri Yöneticisi: Onur Tuğman
Bu yayına verilen bağlantılar

Özgür'ün lambasının arkasındaki dünya...

Bu yayına verilen bağlantılar

Mercedes-Benz özel koltuk düzeni ilanı

 
Reklam Veren: Mercedes-Benz
Yaratıcı Yönetmen: Özgür Doğan
Sanat Yönetmeni: Özlem Peker
Reklam Yazarı: Meltem Özdemir
Marka Yöneticisi: Çiğdem Gönenmiş
Müşteri İlişkileri Yöneticisi: Onur Tuğman

Bu yayına verilen bağlantılar

Sanat içün sanat!

Dün akşamüstü Nikon ile birkaç deneme. Fotoğraf çekerken çok komik görünüğümü (görüktüğümü) söyleyen Özgür Doğan ve Rahim, şimdi komik görünme sırası sizde!
 
  
 
Bu yayına verilen bağlantılar

VAGABOND ACADEMY'e kayıtlar sona ermek üzere. Acele edin!!!

Bu yayına verilen bağlantılar

Yiyelim, içelim, sergilerde gezelim!

Yıllar önce Semiha Berksoy’u canlı olarak görmüştüm bir konser girişinde. O zamanlar ben küçüktüm ve kendisini tanımazdım. Masal kahramanı gibi bir insandı gerçekten de. Enteresan gelmişti.

Yapı Kredi’de sergisi başladı geçtiğimiz haftalarda. Ben de hafta sonu gittim. Biyografisine kısaca bir göz atın derim. Dolu dolu yaşamak denen şeyi başarmış.
Sergide ilgimi çeken bir şeyi söyleyeyim. Resimlerin hepsi, şimdi artık gözümüzün çok aşina olduğu rengarenk görüntüler. Herhangi birini al VH1 ya da MTV’de kullan. Yani o kadar genç ve şu ana ait gözüküyorlar, fakat 60’larda 70’lerde yapılmışlar. (S.Berksoy 1910 doğumlu) O manada bayaa yenilikçi bir tarz.

Bir de, sergide Semiha Berksoy’un yatak odasını görebiliyorsunuz. Fotoğraflarını değil, bizzat odanın kendisini.
Sergi 21 Mart'a kadar devam ediyor.
http://www.ykykultur.com.tr/sergi/?yer=Kazim-Taskent

 
  
  
  
  
  
  
  
  
  
  
 
 

Bu yayına verilen bağlantılar

Hafta sonu sanata doymuş muydum?


Semiha Berksoy’dan evvel “Picasso – Suite Vollard Gravürleri Sergisi”ndeydim. Pera Müzesi’nde 18 Nisan’a kadar devam ediyor. Kesinlikle tavsiye ederim. Suite Vollard'ın siparişi üzerine Picasso'nun ürettiği gravürler sergileniyor. Suite Vollard kim derseniz, dönemim meşhur sanat tüccarıymış. Gravür, enteresan bir şey, biraz deli işi gözüküyor. Bir de işlerin teması da ilginçti. Aşk, çıplaklık, erotizm, tutku, kaos, mitolojik temalar… Yani her manada etkileyici. Özellikle “Kör Minotor” serisini çok beğendim. Minotor, yarı boğa yarı insan, mitolojik bir kahraman. Picasso, Onu sanatçıyla özdeşleştirmiş. Görme yetisini kaybetmiş bir sanatçının trajedisi. 18 Nisan’a kadar gidebilirsiniz. İşte linki, işte fotoları. Işık yetersiz olduğundan fotolar bu kadar olabildi.. Buyursunlar.

 
  
  
  
  
  
 
"Kör Minotor" serisi gerçekten de çok etkileyici değil mi? 
  
  
   
  
  
20. yy sanat eseri ve 21. yy sanat eseri :P
 
 
 
Ve işte yine günümüz sanat eserinden bir foto.



Bu arada Pera'da sürekli sergi olarak Anadolu'da Ağırlık Ölçüleri Sergisi oluyor. Onu daha evvelden görmüştüm. Onları da fotoladım. Objeler ne de güzel şeyler.
  
  
  
  
  
 
  
  
 





Bu yayına verilen bağlantılar